Ey aziz Üstadım. Bu kalbi duygular ile sana gönderdiğim ikinci mektubum. Her Mart ayı gelince bir hüzün çöreklenir hislerime. Bir hicranı yaşar duygularım. Kalbimin aklımın ve bütün hissiyatımın derinliklerine kadar yayılır. Önce şiddetli bir hüzün kaplar içimi. Sonra sevinçler ve müjdelerle dolan ruhum adeta yıldızlarla dolaşır. Ah keşke diyorum? Senin yaşadığın yıllarda olsa idim. Nur köyünde senin çocukluk arkadaşın, olsa idim. Medreselerde çocukluk arkadaşın, yollarda yoldaşın, el ele gönül gönüle. Harb-i Umumî'de askerin olsaydım. Kastamonu'daki esaretinde beraber olsa idim. Nikola Nikolaviç'e söylediğin sözlere ben de ortak olsa idim. Firarında yoldaşın, İstanbul'daki Darü'l-Hikmet'teki vazifende sana muavin olurdum. Ankara'da en dehşetli kumandana karşı ikazlarında da yanında olmak isterdim. Biraderzaden Abdurrahman seni Ankara'da yalnız bıraktığında Van'a giden trende yanında ben olmak isterdim. Molla Hamid'e arkadaş olmak bana bir şerefti. Sürgüne gönderildiğin zaman kelepçelerin ikimize birden takılmasını isterdim. İlk nefiy yerin olan Burdur'da, Barla'da, Isparta'da, Çamdağında, çınar ağacında beraber olmak isterdim seninle. Eskişehir Mahkemesinde, Eskişehir zindanlarında, Denizli Hapishanesinde, Afyon Mahkemesinde ben de olmak isterdim. Kanımızı mürekkep, derimizi kâğıt yapardık. Kastamonu da, Karadağ'da, Emirdağ'da, İstanbul'da beraber bulunurduk.
Bu bir hasretti ne olur çok görme. Senin yetiştirdiğin Tahirler, Zübeyrler, Feyziler, Aliler, Osmanlar, İbrahimler, Ceylanlar, Bayramlar, Sungurlar, Abdullahlar, Atıflar, Mehmetler, Süleymanlar bize örnek oldular. Onlar senin Kur'ân yoluna hayatlarını ve herşeylerini koydular. Tıpkı iki cihan serverinin etrafında dönen sahabiler gibi idiler. Fakat kısmet değilmiş ne diyelim. Ama senin vediana sarıldık. ``Mevtim hayatımdan ziyade dine hizmet edecek, ölümüm başınıza bomba olup patlayacak" müjdenize sahip çıktık. O günlerde birkaç merkezde yapılan Nur hizmeti şimdi binlerce merkezde yapılıyor. Şu satırların her kelimesinin sana ulaştığından hiç kuşkum yoktur. Çünkü ``boş dağlar hali sahralar onun ibadı ile dolu" olduğuna göre sen bizi biliyorsun. Bizi tanıyorsun. Sen aramızdan ayrıldıktan sonra sıra dağlar gibi hücumlara ma'ruz kaldık. Mahkemeler, zindanlar, mevkufiyetler. Nice yiğitler bu dâvâya omuz verdiler. Kimi candan geçti, kimi canandan. Kimi bir büyük inkişafın yanında büyük fedailer yetiştirdi. Şimdi Sözler'ini dünya okuyor.
``Said yoktur, Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan hakikat-ı Kur'âniyedir." Müjdeni yaşar hale geldik. Ve her Mart ayının yirmi üçünde bu duygularla uyanır hissiyatım. Kâh hüzün, kâh sevincinde akşama kadar âlemim canlanır.