İnsanın karşı karşıya olduğu iki gerçek vardır. Bunlardan birisi bilim adamlarının evren dediği insanlarında vücutlarıyla içinde bulunduğu cismani alem, yani fiziki dünyadır. Diğeri de her insanın düşündüğü hayal ettiği , inandığı duyguları ile yaşadığı kendi özel dünyasıdır. Bilimi yaklaşık 300 yıldan beri insanlığın dünya görüşünü ele geçirme mücadelesi veren bugünkü batılı bilim anlayışını daha gerçekçi tanıyabilmek için bilimi batılı anlayışına göz atmak faydalı olacaktır.
Batılı bilim anlayışı ,antik yunan medeniyetiyle başlar. Aslında bizim ruhumuzda bilim evreni anlama ihtiyacının belirlediği noktada başlar. Batılı bilim anlayışının bilimi antik yunanla başlatmak istemesi gayet doğaldır. Çünkü mevcut belgeler materyalist, rasyonalist batı benzeri dünya görüşlerinin o devirde ortaya çıkması görülür. Yani din inançlarının daha anlatılmadığı zamanlardır…
Bu materyalist ve rasyonalist dünya görüşleri öyle görülüyor ki saçmalık ve çelişkilerle dolu mitolojik dünya görüşlerine rakip olarak ortaya çıktılar. Böyle bir olay daha önceki medeniyetlerde olmadı çünkü , yazının olmadığı devirlerde dilden dile nesilden nesile aktarılan ancak itibar görmüş saygınlık kazanmış dünya görüşleriydi. Toplumların genel inancının dışında kalan bu yüzden kişisel olmanın ötesine geçemeyen fikirler, yazının icadından sonra gelişme imkanı bulabildi. Bilimi ve teknolojiyi yakalama amacıyla kültür değerlerini değiştirmeyi uygun görülür. Bediüzzaman’ ın açıkça ifade ettiği gibi insanın gerçek mutluluğu aklın ve kalbin beraberce tatmin olmasına bağlıdır…